Peyman Zemani
“… Değerli taklid mercileri ve sorumlu alimlerle aynı fikirde ve işbirliği içinde olmak ihtiyacı her zaman için geçerli olduğu için sizin kılavuzluğunuzdan istifade etmek amacıyla ben de önceden yayınladığım bildirinin bir nüshasını size takdim ediyorum.”
Bu cümleler, onuncu dönem cumhurbaşkanlığı seçimlerinin mağlup adayı Mir Hüseyin Musevi’nin Rehberliğin Kaim Makamlığı’ndan (Naiplik Makamı) azledilmiş Ayetullah Muntezeri’ye yazdığı mektuptan bir parça idi. Musevi seçim sırasında “İmam Humeyni’yi takip etme” şiarıyla meydana atılmış ve seçim propagandalarında “İmam’ın (r.a.) başbakanı” unvanını kullanarak İmam Çizgisini ihya etmeyi hedeflediğini iddia etmişti.
Fakat Musevi’nin Ayetullah Muntezeri’ye yolladığı bu mektup ile İmam’ın açıkça “saf ve kolay tahrik olan” biri olduğu için siyasi işlere girmekten men ettiği birisinden nizamın siyasetleri karşısında ferdi irşad talebinde bulunması, Mir Hüseyin Musevi’nin İmam çizgisinde olma iddiasında ne derece samimi olduğunu göstermektedir.
“Gelecek geçmişini tanıyan kişinindir”, “Geçmişini unutan bir toplum aynı hatayı birkaç kez tekrar eder” ve “Tarih insanların öğretmenidir”. Kanımca bu üç cümlenin zikri tarih okumanın değerini göstermede yeterlidir. Pek çok toplumun yüzleştiği sosyal meselelerin ve duraklamaların nedeni tarihe, özellikle de kendi tarihlerine olan cehaletleridir. Tarihin en önemli noktalarından biri de “seçkinlerin durumlarını tanımak” konusudur. Zira bütün seçkin insanların arkalarında düşünsel, siyasi ve toplumsal bir hareket yer alır her zaman. Tarihsel hadiseler de ispat etmektedir ki seçkinlerin gerekli yeteneğe ve iradeye sahip olmamaları durumunda kendi yönettikleri akımlarının etkisi altına girmekte, yönlendiren değil yönlendirilen taraf olmaktadırlar.
Bu girişten sonra Ayetullah Muntezeri’nin seçimden sonra sürekli olarak sürdürdüğü müdahalelerini, kısa bir şekilde de olsa geçmiş hallerine bir göz atarak meczedip sunmak zorunlu hale geldi. Özellikle pek çok İranlı gencin, kendisinin geçmişinden habersiz oldukları ve bugünkü açıklamalarının kendisinin farklı bir şekilde değerlendirilmesine yol açabileceğini düşündüğümüzde bu durum daha da belirginlik kazanmaktadır.
Muntezeri’nin Parlak Günleri
İmam Humeyni 1358 (1980) yılının Şehriver ayında Muntezeri’yi Tahran Cuma imamı olarak atadı: “Bismillahirrahmanirrahim. Değerli Hüccetül İslam vel-Müslimin Sayın Muntezeri Bey’in hizmetine. Merhum Mücahit Talegani bir ömür süren mücahedenin ve İslam’ın hareminin korunması kavgasının ardından Allah’ın rahmetine kavuştu ve bizi de yasa boğdu. İslam’ı korumak hepimizin vazifesidir ve ben sizi büyük bir mücahit ve değerli bir fakih biliyorum ve o değerli fakihin muhafızı olduğu o kale için seçtiğimi ve atadığımı bildiriyorum.” (21 Şehriver 1358)
İmam bundan önce de (23 Behmen 57) Muntezeri hakkında şöyle buyurmuştu:
“Ben kendisini uzun yıllardan beri tanımaktayım. Kendileri bugün İran’ın büyük alimlerinden ve Müslüman halkın ihtiram gösterdiği kişilerdendir.”
Ayetullah Muntezeri hakkında şu tarihi gerçeği kabul etmek zorundayız. Muntezeri devrimin zaferinden sonraki ilk yıllarda kendi geçmişinden dolayı o kadar büyük bir makbuliyet sahibi idi ki İmam Humeyni’nin halefi makamına atanması Devrim liderlerinin çoğu tarafından çok olumlu bir şekilde karşılanmış ve sonrasında da bütün mahfillerde “Veliyyi Fakih’in Kaim Makamı” olarak resmi kabul görmüştü.
İki Yol Ağzında
Mehdi Haşimi’nin acı öyküsü başlamıştı. Muntezeri’nin kardeşinin damadı olan ve kendi bürosunda büyük bir nüfuz elde etmiş bulunan Mehdi Haşimi, Şeyh Muntezeri’yi iki önemli yolun ağzında seçim yapmak zorunda bıraktı: Ya İmam’ı seçecekti ya da Mehdi Haşimi’yi!
İmam Humeyni tarafından bunca sevilen ve o kadar teveccühüne mazhar olan Muntezeri’nin bu iki yoldan doğru olanını seçememesi herkeste büyük bir şaşkınlığa neden olmuştu. İnkılabı dert edinen pek çok bağrı yanık insan bu maceraya şaşırarak, Muntezeri’nin cinayet ve fesada bulaşmış olduğu belgelerle ispatlanan Mehdi Haşimi’nin savunulmasında İmam Humeyni’nin karşısında durmak suretiyle bunca ezaya katlanmasının, kendisinin akli melekelerinden şüphe edilmesini gerektirdiğini söylüyorlardı.
Karanlık Gecelerin Başlangıcı
Velayeti Fakih’in teorisyeninin tam da Velayet ile imtihan edilmiş olması kaderin cilvelerinden biri idi. Yoksa Muntezeri Havas üyelerinden değil miydi ve seçkinlerin tarifinde bilinç ayırt edici önemde bir kavram olarak yer almıyor muydu? Muntezeri’nin havas sınıfına dahil oluşunu kabul edersek eğer İmam Humeyni karşısında da bilinçli ve kasıtlı bir şekilde durduğunu düşünmek zorunda kalırız doğal olarak, yok eğer “bilmeden” böyle bir büyük hata işlemişse “akıl ve tedebbürü” de mecburen soru işareti altına girecektir. Velayeti Fakih’in “üç keskin teorisyeninden” biri olan Muntezeri gibi bir insan, yazdıklarıyla ameli arasında açık bir çelişkiye düşmüş ve zamanının Veliyy-i Fakih’inin ve üstadının tavsiyelerini kulak ardı etmişti. Mehdi Haşimi’nin cani ve fasit olduğu kendisi için de ispat olduktan sonra bile İmam’ın şu tavsiyesine kulak vermemişti:
“Hazret-i Hüccetülislam vel-Müslimin, değerli fakih Muntezeri Bey (damat berakatühu). Selam ve tahiyyattan sonra; bendenin sizlere olan alakası herkesten çok sizin malumunuzdur. Sizinle uzun bir geçmişe dayanan samimi beraberliğimiz ve yakından tanışıklığımız, ilmi ve ameli olarak yüksek makamınız, zalimlerle mücadeleleriniz ve İslami hedeflere ulaşma yolunda uzun yıllar boyunca çektiğiniz unutulmaz eziyetler… Israrcısı olduğum şey Mehdi Haşimi’nin itham edildiği konuların incelenmesi, hücre evinin ve özgürlükçü hareketlere destek verme adı altında yığılan silahların –üstelik halkın parasıyla- araştırılması. Üstelik böyle bir girişimin devlet müdahalesi olmadan yapılması suçtur da… Sizden istediğim ilk olarak İstihbarat Bakanlığının sizin doğrudan önerinizle duruma müdahil olması ve bu işleri eline almasıdır. Eğer Şer’i teklifi sizden düşürecek bir mazeretiniz varsa da o zaman sükut ihtiyar edin. Günahsızların öldürülmesine ve fesada yol açma ihtimali olan ve sizin haysiyetiniz için tehlike doğuracak bir kişiyi hususi toplantılarınızda bile savunmanız üzüntü kaynağıdır… Ben sizi eskiden ve şimdi samimi dostum biliyorum ve halkın ilgisine mahzar olan sizden ricam tanıdık ve salih kişilerle ülkenin işleri hakkında meşverette bulunmanızdır; ta ki Allah korusun çoğunluğun haysiyetini de zedeleyecek bir şekilde onurunuz zedelenmesin. Birkaç yüz münafığın, yargı kurulunun kalplerinin yumuşaklığı ve hüsnü zanları sonunda özgür bırakılmalarının neticesinde patlamalar, suikastler ve hırsızlık hadiselerinin sayısı yukarı fırlamıştır.” (12 Mehr, 65)
Fakat İmam’ın alttan alması ve şefkatli tavrı işe yaramayacaktı yine de. Mehdi Haşimi ve etkisindeki kişiler Muntezeri’ye yanlış bilgiler sunarak kendisini kandırmaya devam ettiler ve en sonunda Muntezeri de Mehdi Haşimi’yi savunmanın ateşten gömleğini sırtında buldu. Bu kişilerin Muntezeri’ye etkisi o derecede idi ki Mehdi Haşimi’nin tutuklanmasının ardından itirazını göstermek amacıyla açlık grevine başlamıştı!
Ayetullah Rafsancani, Hatıraları’nda (1365) şöyle yazıyor:
“Seyyid Mehdi Haşimi’nin tutuklanmasının ardından itiraflarının televizyonda yayınlanacağı haberleri gelmişti ve Ayetullah Muntezeri bu durumdan rahatsızlık duyuyordu… Ben, Seyyid Ahmed (Humeyni) ve Hamenei Bey Muntezeri ve ofisi hakkındaki bölümlerin yayınlanmasının engellenmesinin gerekliliğinde anlaştık. Mehdi Haşimi’nin konuşması da radyoda yayınlandı. Bu konuşmasında Müntezeri’nin bürosu, siyasi kütüphanesi ve medreseleri hakkında kendi faydasına olmayan bahisler edilmişti. Bu kısımların yayınlanması beklenmiyordu… Sonra Seyyid Ahmed Humeyni geldi. İmam’dan kendisini Tahran’a çağırmasının istenmesini ve orada kendisiyle (Muntezeri ile) sohbet edilmesini kararlaştırdık. Sonra da kendisini razı etmeyi planlayacaktık…”
Muntezeri gelecek ve Haşimi Refsancani, Ayetullah Hamenei ve Sayın Musevi Erdebili’nin katıldığı bu celsede hazır bulunacaktı. Haşimi Rafsancani anılarında şöyle devam ediyor:
“İmam, Muntezeri Bey’e çok sıcak davrandı ve ‘varlığınız Devrim için zorunludur ve itibarınızın korunması herkesin vazifesidir. Mehdi Haşimi’nin izlenmesi emri de sizin evinizin temizlenmesi amacıyla verilmişti’ şeklinde hitap etti. Ayrıca kendisine de durumunu normal kılması emrini verdi. Sayın Muntezeri bunu kabul etmiyordu fakat İmam ısrarcıydı… İmma bu celsede ‘Oğlum Ahmed (Humeyni) kalbimdeki en değerli kişilerdendir fakat bir hatası olursa tıpkı diğerleri gibi muamele görür” diye buyurmuştu."
Fakat Muntezeri’nin dinlemeye hiç niyeti yoktu.
En sonunda İmam Humeyni 6.1.1367 tarihindeki ünlü mektubunu yazarak Muntezeri’yi naiplik makamından azletti:
“Benim ardımdan bu ülkeyi ve İran’ın Müslüman halkının aziz İslam İnkılâbı’nı liberallerin eline, onlar kanalıyla da münafıklara teslim edeceğiniz belli olduğundan nizamın geleceğinin önderliği salahiyetini ve meşruiyetini kaybettiniz. Siz, mektuplarınızın, sohbetlerinizin ve mevzi alışlarınızın çoğunda liberallerin ve münafıkların ülkede hükmetmelerine inandığınızı gösterdiniz. Hatta öyle ki bahsettiğiniz hususlar münafıklar tarafından dikte edilmiş şeylerdi, ben de bunlara cevap vermekte bir fayda görmüyordum. Örneğin İslam ve İnkılâb karşısında silahlı mücadele veren ve bu yüzden idama mahkûm olmuş olan çok az sayıdaki münafığın savunması olarak yazdığınız mektuptaki rakamı, münafıklar sizin ağzınız ve kaleminizden on binlere çıkardılar. İstikbar için ne değerli bir hizmette bulunduğunuzu görüyorsunuz. Katil Mehdi Haşimi meselesinde de, onun bir katil olduğu sizin için sabit olmasına rağmen sürekli olarak “onu öldürmeyin” diye mesajlar gönderdiniz. Mehdi Haşimi türünden olaylarınız pek çoktur ve benim de bunların hepsini masaya yatırmaya halim yok. Siz artık bundan sonra benim vekilim değilsiniz, sizlere para getiren talebelere de (Kendi vekili olduğu için İmam Humeyni adına aldığı Humus parası kastediliyor, çev.) Kum’a, Bay Pesendide’nin evine veya Tahran’da Cemeran’a müracaat etmelerini söyleyin.”
İmam Humeyni bu tarihi mektubunda “Muntezeri yazmakla meşgul olsun ve ahiretini daha da harap etmesin” diyor, tavsiyelerinin devamında ise kendisinden şunu istiyor:
“Saf olduğunuz ve hemen tahrik olduğunuz için hiçbir siyasi işe katılmayın. Umulur ki Allah kusurlarınızdan geçer.”
İslam İnkılabı’nın Rehberi bu mektubunda kamuoyuna da seslenerek şöyle demişti:
“Tarih büyük insanların İslam’a ihanetleri ile doludur. Dikkat edin, bugünlerde yabancı radyoların şevkle dikte ettikleri yalanların etkisinde kalmayın.”
Bu maceranın ardından 21 yıl geçti. Bugün İran’da sene 88, ve onuncu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonrasında Muntezeri Bey çatışma ortamını ve siyasi ihtilafların havasını görür görmez ve kargaşalık akımına tanık olur olmaz ağzını açıp işe girişti. Mir Hüseyin Musevi eteğine tutunurken Muntezeri de göğsünü ona açıyor. Üstelik Musevi bütün açıklamalarında ve bildirilerinde İmam Humeyni’nin çizgisinde olduğu iddiasında. Yabancıları zevkten dört köşe etti ve terörist münafıkların (Halkın Mücahitleri) lideri Mesud Recevi’yi Muntezeri’yi takdir etmeye ve teşekkür etmeye yönlendirdi. Recevi yayınladığı bildiride “Kendisinden eceli gelmeden İslam cumhuriyeti nizamı aleyhindeki gerçekleri ifşa etmesini” isteyecek ve “Muntezeri’nin en büyük dünyevi ve uhrevi sermayesinin İmam Humeyni tarafından görevinden azledilmesi olduğunu” söyleyecekti.
Sayın Muntezeri bugünlerde İmam Humeyni’nin şu sözüne fazlasıyla dikkat etmeli:
“Saf olduğunuz ve çabucak tahrik olduğunuz için hiçbir siyasi işe karışmayın; umulur ki Allah günahlarından geçer.”
Mir Hüseyin Musevi de kendisine dönüp bakmalı bir, kimden kopup kime koşmuş.
Cehan News'te yayınlanan bu analiz Kemal Saral tarafından Ruhullah.Com için çevrildi
RUHULLAH.COM